Birkaç sene önceydi, balkonda oturuyorum. Bir araba hızla gelerek evin önündeki başka bir arabaya çarptı . Çıkan müthiş sesden de anlaşılacağı üzere hem kendi arabasına hem çarptığı arabaya oldukça büyük hasar verdi arabayı süren şahıs. Arabadan genç bir kadın indi, endişeli ve korkak bir şekilde , kendi arabasına , çarptığı arabaya ve etrafına bakınırken bir yandan da telefon etmeye çalışıyordu.
Tabi birkaç dakika içerisinde başta çarpılan arabanın sahipleri olmak üzere bir çok kişi aşağıya inerek kaza alanında toplanmaya başladılar. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimi nasıl olduğunu merak ediyor, kimi sigortası var mı diye soruyor, kimi geçmiş olsun diyordu. Ama tüm bunların muhatabı olan kadın devamlı umut dolu bir bakış ile etrafını süzüyor, ilerilere doğru bakınıyordu ki , birden bakışlarına bir sevgi ve huzur geldi. Telefon ettiği kocası arabayla hızla gelmiş, teleşla arabasından iniyordu.
İşte iki senedir aklımda olan bu yazıyı yazma sebebim o an gördüğüm o erkekti. Erkeklik dediğimiz buydu.

Adam arabadan iner inmez ne karısının çarpılmış arabasına, ne diğer arabaya , ne de toplanmış kalabalığa bakmadan koşarak geldi karısına sarıldı ve öptü. Ağzından çıkan ilk kelimeler de “İyimisin aşkım?” oldu.

İşte dedim ….İşte her kadının istediği ihtiyaç duyduğu erkek.
Etrafta erkek olmayı maçoluk zanneden, şiddet göstermeyi erkeksi güç sanan veya tam tersi içe kapanık ne kendisine ne karısına bir enerji aktaramayan zavallıların kesinlikle görmesi gereken bir manzaraydı şahid olduğum.

Bedenin iki efendisi dediğim kadın ve erkek ilk önce insan olduğunun sonra da cinsiyetinin değerini yaşayabiliyor muydu aceba?
Bütün, kendisini meydana getirenlerin kalitesiyle oluşur. Malzeme kötüyse yapıda kötüdür. İşte toplumu meydana getiren kişiler ilk önce kendilerini cinsiyetleri ve insanlıkları ile fark edebilmiş ve gerçekleştirebilmişlermiydi?
Topluma baktığımızda, maalesef bu soruya olumlu bir cevap veremiyoruz.
Peki ne olmalıyız veya ne olmadığımızı anlamalıyız. En önemlisi de bunları gerçekleştirebilecek tek kişinin kendimiz olduğunu bilmeliyiz.

Haydi kadın ve erkek nedir ne değildir? Tekrar bir hatırlayalım isterseniz.

GERÇEK ERKEK
1)Egosu tarafından yönetilmez.
2)Duyarlıdır. Duygularını göstermekten çekinmez.
3)Sahip olduğu fiziksel gücü iyilik adına kullanır.
4)Kadının içindeki dişil enerjinin farkındadır ve ona saygı duyar.
5)Aklı fikri cinsellikte olup onun güdümüne girmez.
6)Tüm dünya ile ilgili sorumluluk duyar.
7)Fiziksel erkek özelliklerini reddetmez ve rahatça dışa vurur.

GERÇEK KADIN

1)Kendi gücünün farkındadır ve bunun cinsellikle hiçbir ilgisinin olmadığını bilir.
2)Diğer kadınları rakip görmez . Çünkü senelerdir kendisine inadırılmaya çalışıldığı gibi mal olmadığını bilir.
3)Erkekliğe özenmez, kadınlık tarafını ,içindeki dişil enerji ile irtibata
3)Erkeklere özenmez. Kendi özellikleri ile gurur duyar
4)Dünyayı etkilediğini bilir ve bu konuda sorumluluk taşır.
5)Bedenini sevmek için erkeklerin iltifatına muhtaç değildir.
6)İnsan olmanın erkek ile güzel bir uyumla (Tekamülde de içimizdeki dişil enerji ile eril enerjinin dengesi gerekir) birlikte olması gerektiğini bilir.
7)Sezgisel bedende güçlü olduğunun farkındadır , ruhsal gelişmine önem verir.

Sevgiyle kalın coşkuyla yaşayın…
BİHİN EDİGE