Dünyanın birbirine girdiği, büyük bir kaosun yaşandığı şu günlerde , herkesten duyduğun şey, “Ne yapılmalı?” ……..

Ve büyük bir çoğunluk olayın sorumluluğunu ve çözülmezliğini, kendi dışında hatta kendisini ait gördüğü bir gurubun dışında, herkese yüklüyor. Birilerini suçluyor. Hatta, bilhassa son zamanlarda bizim de içine battığımız adeta bir batakhane  olan doğu zihniyetinde  ülkedeki iktidarlar bile sorumluluğu üzerlerine almadan , komik bir şekilde muhalefeti suçluyor..

Bu zihniyette olan kişilere göre zaten tek suçlu var muhalifler….O kişilerin karşısındaki herkes muhaliftir ve kendilerinin başarıya ulaşamamaları için mazerettir. Oysa  başarı ve başarısızlığı anlatan çok sevdiğim bir söz vardır “Başarısızlık mazeret kabul etmez, başarı izah istemez.”

Peki üzerine suç atacağım kimse kalmazsa başarısızlığımın sebebi kim?

Kimse kalmadı mı diyorsun? Soruyu soran kim? …..”Ben”.. Demek ki biri kalmış. İşte her şeyin sorumlusu o. Yani.. “Sen”…

İşe “Ben kimim?” diye sorarak başlayabilirsin.  Aynaya baktığında gördüğün bedenin mi? Şu an bir çok fikrin ve düşüncelerin var onlar mı?  Ya duyguların?..

Kah kızıyor kah seviniyor, kah üzülüyor, kah öfkeleniyorsun, bunlar mı sensin?

Bunların hepsi değişebiliyor. Gözle görüp elle tuttuğun bedenin bile, hatta herkes o bedenin bir gün öldüğüne inanıyor ve de bakıyorsun gerçekten de ölüyor. Büyük bir çoğunluğun inandığı, cennete  gidip sonsuza kadar mutlu olacak veya cehenneme gidip ateşlerde yanacak,  bir ruhtan da söz ediliyor…

O ruh mu benim? O ruhla irtibatım var mı? Bir de yukarılarda bir yerde çok kızgın , devamlı korkutulduğum, beni cezalandıran veya çok yalvarırsam affeden bir Allah var. Hem her şeyden beni sorumlu tutup  her an her yerde benim peşimde beni izliyor, hem de kader diye bir şey yazmış, ben o kaderde yazılanlardan başka bir şey yapamıyorum…Hepten  kendimi çaresiz ve zavallı hissediyor. Bu çaresizlikle “en zavallı benim” diye her gördüğüm sakallı veya sarıklının eteklerine başımı koyup onunla cennete  sürüklenebilip paçayı kurtarmayı düşlüyorum.

Ve bana ne derlerse yapıyorum. Şöyle giyin, böyle düşün, şuna oy ver, şimdi savaş, hele ki ölürsen cennet garanti .

Holistik insan;tüm bunların dışına, ya gönül yoluyla ya bilim kanalıyla sıçrayabilen ve algılayabildiğimiz evrenin ötesini gören, farkına varan ve biraz zor ama  “Olan”  insandır.

Çok eskilerden beri gönül gözü açık, ermiş dediğimiz kamil insanların söyledikleri , şimdilerde fiziğin, atomun parçalanmasıyla keşfettiği o teklik , o birlik yani bütünlük holistik evren.  Dolayısıyla o bütünlükte hem bir hiç hem de her şey olduğunu fark eden kişi de holistik insan oluyor.

Holistik insan bütünlüğe varışa önce kendinden başlar. Fizik bedeninin, enerji bedeninin, duygusal bedeninin, aklının, saf aklının, sezgisel bedenin hepsinin bir olduğunu ve hepsine önem vermesi gerektiğini bilir ve saf iradeye yönlenir. Kendi bütünlüğünü  idrak ettikten sonra geri kalan herkesin ve her şeyin ve hatta her alemin tek bir bütün olduğunun idrakini yaşar. Birden bire gözünde ne muhalif kalır ne düşman, ne tartışma kalır ne savaş. Kendi dediği bu üç boyutlu alemde insan olarak sürdürdüğü bedenden yayılan koşulsuz sevgi bir bakar ki her yeri cennet yapmış. Ne hoştur o cennette yaşamak. Ne kadın vardır o cennette ne erkek. Ne insan, ne hayvan, ne bitki vardır. Sadece varlıktır olan ve her daim var olacak olan…..İşte holistik insan….

 

Sevgiyle kalın coşkuyla yaşayın…..

BİHİN EDİGE