Senelerdir çok erken kalkar ve sabahın o güzel saatlerini kitap okuyarak geçiririm. Hayatımın en güzel  ve en keyif aldığım anlarıdır onlar. Sıcacık kahvem, kitaplarım ve ben. Zihnimin içindeki tüm kaos yavaş yavaş yerini aydınlığa bırakır. O aydınlık ışık olur ve gün içinde benden evrene yansır.

Gün içinde sohbet ettiğim herkesin konuşmasından kitap okuyup okumadığını  anlarım. Çok kitap okumayanlar  fark etmez ama o kadar bellidir ki okuyan ile okumayan. Hani derler ya bilenle bilmeyen bir mi? Kendini iyi ifade edebilenler genelde kitap okuyanlardır. Konuştukları şeyler içeriklidir. Boş konuşmazlar.

Günümüzde yaşananlara bakıp üzülmemek mümkün değil. Bu toplum nasıl bu hale geldi? Ne yapılması lazım? Hükümet mi değişsin? Sistem mi değişsin? İnanın ne değişirse değişsin toplum kendisi değişmedikçe hiçbir şey değişmez. Peki toplum nasıl değişir? Toplumu oluşturan bireyler değişirse değişir. Birey ise okuyarak, sorgulayarak, bilim, ilim sahibi olarak değişir.

İslamın kutsal kitabı kuran OKU diye başlar.  26 senede oluşan bu kutsal kitabın önem sırasına göre vahi olduğu söylendiğine göre en önemli şeyin okumak olduğu kuran da belirtilmişse de 17 . sene inen örtünmekten bahseden sureyi (ki bence orada ki örtünme çok farklı) dinin emri olarak almış kapanan kaç kadın  islamın en önemli emri olan okumayı hayatına geçirmiştir.

Yaşamda bir şeylere sahip olmaya çalışırız ama o sahip olduklarımız hiçbir zaman biz değildir ve geçicidir. Oysa olmaya başladığımızda  meydana çıkan biz her iki alemde de kalıcıdır. Bu konuda Erick Fromm’un  Arıtan yayınlarından çıkan SAHİP OLMAK YA DA OLMAK  adlı kitabı gerçekten okunması gereken bir kitaptır. Özetle der ki:
“İnsanlık büyük bir hızla tümden yok olmaya doğru sürüklenmektedir. Ekonomik gelişimin giderek insanları tutsak alması, doğaya karşı takınılan düşmanca tavır ve bir atom savaşı tehlikesi, insan soyunu ve dünyayı tehdit etmektedir” diyen Erich Fromm, felakete gidişin önünün alınabilmesi için, insanların ve onların davranışlarına biçim veren toplumsal sistemlerin, kökten değişmelerinin gerektiğini ileri sürüyor.” Yeni bir insan ve yeni bir topluma geçişin tek yolu, herşeyi elde etmek, onlara egemen olmak biçiminde beliren ve kar tutkusu, açgözlülük, bir de ihtiras demek olan “sahip olmak” karakterini inkar etmekten geçer. İnsanlar onları huzura, mutluluğa ve diğer insan kardeşlerini sevmeye yöneltecek olan “olmak” biçimli bir dünya görüşüne geçemedikleri sürece, kurtulmaları mümkün değildir.”

Çok ciddi konulara girdik hadi her zamanki gibi bir hikaye ile bitirelim isterseniz.

Eski zamanlarda bir orman köyünde oduncular arası bir  odun kesme yarışı tertiplenmiş. Ödül de katılanlar açısından kayda değer büyüklükteymiş.

Yarış başladığında tüm oduncular büyük bir heyecan ile odun yarmaya başlamışlar. Kan ter içinde hiç durmadan hızla vuruyorlarmış odunlara. Bu arada odunculardan biri her 15 dakikada mola veriyor ve tekrar yarışa devam ediyormuş. Ve 2 saat sonra düdük çaldığında kazanan yarışmacının o mola veren yarışmacı olduğu anons edilmiş. Diğer yarışmacılar üzgün , biraz da şaşkın gelmişler kazanan oduncunun yanına ve demişler ki;

“Biz durmadan odunları yararken sen hep ara verdin. Nasıl oluyorda sen kazanıyorsun?”

Kazanan oduncunun cevabı:

“Ben o aralarda baltamı biledim”

İşte bu hayat denilen deneyimler yarışında da bizim baltamızı bileyen araçların en önemlisi KİTAP tır.

Benim için hiç kaçırmadığım kitap fuarları bir heyecan ve yaşam alanıdır. Kitap fuarında buluşmak üzere.

Sevgiyle kalın coşkuyla yaşayın……

BİHİN EDİGE