Hepimizin  sık kullandığı bir kalıptır  “ALIŞ VERİŞ” . Satılan her hangi bir şeyi almak üzere çıkarız  “alış veriş” e. Sadece pazarlarda,dükkanlarda veya şimdi çok moda olan büyük alış veriş merkezlerinde yaptığımızı düşünürüz bu eylemi. Oysa yaşantımızın tamamı bir alış veriştir. Nefes alıp vermekten tutun, sevgi alış verişine,çalışma hayatından tutun  ilişki alışverişine, sağlıktan tutun bilgi alış verişine, mutluluktan tutun huzur, neşe, öfke alış verişine kadar her şey bu eylemin içinde yer alır aslında. Ve her ne kadar alış veriş demişsek de bunun adına , yaşadığımız her şey  bir ALIŞ VERİŞ değil bir VERİŞ ALIŞ tır.

Sen ne veriyorsan  yaşamdan aldığın o dur. Eğer bir mal satıyorsan ister giysi, ister araba veya bir ev, istediğin parayı değil vermiş olduğun malın karılığı olan parayı alacaksındır. Yok bir mal almak üzere çıkmışsan yola, istediğin kalitede malı değil vermiş olduğun paranın karşılığındaki malı alacaksın.

 

Ne kadar doğal değil mi? “E ne var bunda? Biliyoruz zaten.” Dediğinizi duyar gibiyim. Gözümüz ile gördüğümüz her şeyi anlamak kolay geliyor  ama aynı yasaların geçerli olduğu fakat gözle görünmeyen ancak bilinçli fark edilen bir çok  “veriş alış” ı  anlamadığımız için yaşamda duvara tosluyor,ağlayıp yakınıyor ve devamlı suçu ona buna atıyoruz. Oysa ister anlayalım ister anlamayalım yasalar işliyor aynen yer çekimi yasası gibi. Newton’dan haberin olsa da olmasa da, bu yasaya inansan da inanmasan da nasıl ki yüksekten atladığında düşüyorsun, tüm everensel yasalar da ister anla ister anlama aynen işliyor. Ama bir yerden atladığımızdaki düşüşümüz kadar aleni olmadığı için biz yaşantımızda başımıza gelen şeyleri, kendimiz dışındaki her şeye veya herkese bağlıyor kendi verdiklerimizin bir karşılığı olduğunu fark etmiyoruz.

 

Bu fark etmediğimiz çok aleni olmayan veriş alışlarımızın gözle görünmeyen yasalarını  anlayabilmek ve onları kullanarak daha güzel bir yaşantıya sahip olmak ise ya yaradılışınızda var olan bir özelliktir veya öğrenip uygulanılabilecek bir bilinç.

 

Başımdan geçen bir olayı anlatırsam belki daha anlaşılabilir bir hale getirebilirim.

 

Geçmiş zaman, güzel ve çok sevdiğim sahil beldelerimizden Bodrum’da deniz kenarındaki şezlongların birinde güneşleniyorum. Sol yanımdaki şezlongda oldukça alımlı bir genç kız elindeki cep telefonuyla avaz avaz onla bunla devamlı konuşuyor. Konuşmalarından anlaşılan o ki, o gün kızcağızın doğum günü ve gene anladığım kadarıyla birkaç tane olan flörtlerinden hiç biri, doğum gününü,  ya hatırlamamış ya da o saate kadar henüz aramamış.

Bu arada bizlere servis yapmakta olan plajın garsonlarıyla da oldukça samimi olmuş garsonların oldukça laubali şakalarına muhatap olduğu gibi kendisi de o tip şakalar yapmakta bir mahsur görmediği belli.

 

O zamanlarda çok meşhur olan  SECRET kitabını okumaya çalışıyorum kızcağızın yarattığı bu şamata ortamında.

 

Bir ara elimdeki kitabı fark etti ve “ A bu kitabı duydum. Ne istersen o oluyormuş. Nasıl yapılacağını öğretiyormuş değil mi?” diye benimle konuşmaya başladı.

 

“Evet bazı yasalardan bahsediyor ama tabi çok da kolay değil” dedim.

“Çabuk öğreniliyor mu? Benim çok isteğim var” diye  gözlerini açarak merakla bana bakmaya başladı.

 

Birinden bir şey öğrenmeye veya bildiğim bir şeyi benden öğrenmeye istekli biri varsa öğretmeye bayılırım. Hemen yattığım yerden dikleşerek oturuşa geçtim ve gayet ciddi bir tarzda sordum.

“Gerçekten istiyor musun?”

O da yerinde  doğrularak ciddi bir tavırla;

“Evet” dedi.

“Peki ilk isteğini söyle bakalım” dedim. Allaaddin’in lambasından çıkmış cin misali.^

“Tam istediğim gibi bir erkekle çıkmak istiyorum”

“Tam istediğin erkek tipini söyler misin? Hatta al sana kağıt kalem yaz” dedim. Allahtan yanımda hep kağıt kalem bulundurmak gibi bir huyum vardır.

Başladı yazmaya. Bende uzaktan yazdıklarını okuyorum. “Yakışıklı, zengin,akıllı,sadık,ince düşünceli,iyi bir aile eğitimi almış vb…..”

“Bitti mi?”

“Evet”

Kağıdı aldım,okudum.  “Peki” dedim.

“Şimdi senden çok samimi bir empati bekliyorum. Deki böyle bir erkek var.Kendini onun yerine koy ve odaklan iyice. Her yönüyle hisset . Sen o erkeksin. Nasıl bir kız istersin ?  Yaz.”

Düşünmeye başladı.Gözlerimin içine çok samimi,sevecen ve birazda endişeli bakıyordu. Tam bir şey söyleyecekti. “Yaz.” Dedim. “Hiçbir şey söyleme ve yaz.” Başladı yazmaya. Bir ara başını kaldırdı ve nemlenmiş gözlerle gözlerime baktı. Kalktı ve bana sarıldı.

“O yazdığın kız olduğunda. Zaten o erkek senin peşinde olacak” dedim.

“Canım ablam, inan bana hayatımda aldığım en güzel doğum günü hediyesini verdin” dedi.

 

Evrendeki enerjiyi meydana getiren tüm titreşimler bizde de mevcut ve Allah bize akıl ile birlikte özgür irade vermiş, ve Kuranı Kerimde  “OKU” demiş. Bilgilen,aklını işlet,fark et ve OL.

 

Öfke,neşe,haset,sevgi,dinginlik,bereket,kıtlık,zarafet,kabalık sen  sendeki hangi enerjiyi verirsen evrene, evrendeki aynı enerji ile rezonansa geçiyor yani birlikte titreşmeye başlıyor ve yaşamına o titreşime ait olayları çekiyorsun. Ama bu yüksekten atladığın an düşmek kadar anında olmadığı için anlamamız zor oluyor. Ve biz bizi üzen olaylarda suçu hep başkasına atıyoruz. Ya arkadaşlarımıza, ya sevgilimize,ya işverene ya hükümete. Oysa onları yaşamımıza çeken bizim evrene verdiğimiz titreşim.

 

Yani dostlar bilin ki ne veriyorsak onu alıyoruz. Peki ya  “KADER” dediğinizi duyar gibiyim. E onu da başka bir yazıda ele alalım.

 

Sevgiyle kalın coşkuyla yaşayın…..

Bihin Edige